Bu haber kez okundu.

PÜSKÜLLÜ AİLESİ'NİN İSYANI!
İkiz bebek sahibi olacaklarını öğrenen Püsküllü ailesinin 2004 yılında yaşanan doğumla hayatları kabusa döndü! Ailenin umutla beklediği ikizler ciddi sağlık sorunlarıyla dünyaya geldi.  İkizlerden Mehmet yürüyemeyen, Halil ise işitme güçlüğü çeken bir otistik olarak doğdu.

Anne Ceyda Püsküllü ise doktor hatası nedeniyle oksijensiz kalan ikizlerinin beyinlerinde kalıcı hasar oluşması neticesinde hayatlarına engelli olarak devam edecekleri gerçeğinin ardından başlatmış oldukları ve 2009’dan bu yana süren davanın iptal edilerek kapatılması kararına isyan etti!

Yürüyemeyen Mehmet haftada 3 gün özel eğitim okuluna giderken, 2 gün de Alasya İlkokulu’na gidiyor ve haftada 4 gün fizik tedavi görüyor. Halil ise Gazimağusa Özel Eğitim Merkezi’nde eğitim görüyor.

Hamileliğinin takibinin Mağusa Tıp Merkezi’nde Filiz Akçaoğlu ve Serap Uluçaylı’nın yaptığını dile getiren anne Ceyda Püsküllü, “Doktorum Filiz Akçaoğlu ve Serap Uluçaylı ile birlikte takibimi yapıyorlardı. Hamileliğim esnasında 7 ayımı doldurmadan doğum başladı ve direkt doktoruma başvurduk. Doğumun gerçekleşmesi gerektiği ve yeterli teçhizat olmadığı için Mağusa Tıp Merkezi’nde doğumun gerçekleştirilemeyeceği doğumdan sonra gönderdiklerinde de hayati risk olacağı için bizi Lefkoşa’ya sevk etmeleri gerektiğini söylediler.

Mağusa Tıp Merkezi’nde gerekli donanım olmadığı için Lefkoşa’ya sevk edilecekleri haberini aldıklarını ifade eden anne Püsküllü, “Lefkoşa’ya denilince sorgulamadık özele mi yoksa devlete mi diye. Ama kendilerinde yeterli donanım olmadığı için bizi tam teşekkülü bir hastaneye sevk edeceklerini yani Lefkoşa Devlet Hastanesi’ne gideceğimizi düşündük” dedi.

Ambulansla yola çıktıktan sonra Lefkoşa’daki Güneş Doğum Kliniği’ne getirildiklerini söyleyen anne Püsküllü, “Geldiğimiz hastanenin Mağusa Tıp Merkezi’nden daha kötü şartlarda olduğunu gördük. Birlikte karar alan doktorlarım Serap ve Filiz Bakkaloğlu oldu.

Güneş Doğum Kliniği’nde sezaryen doğuma alındığını söyleyen anne Püsküllü, “Doğuma Güneş Eralp ve prametüre bebek uzmanı Çiğdem Bakkaloğlu ve Filiz Hanım girdi. Çocukların erken doğacağı bilindiği için klinikte hazır bulundu. 3 doktor birlikte girdi doğuma” dedi.

Doğum gerçekleştikten sonra çocukların önceden de bilindiği gibi hem küçük hem de solunum yetersizliği ile doğduğunu ve kuvöze konulmaları gerektiğini ifade eden anne Püsküllü, “Doğumdan sonra ikizlerin hemen kuvöze konulmaları gerekti ve bizi bu defa da Güneş Doğum Kliniği’nde kuvöz olmadığı için Lefkoşa Devlet Hastanesi’ne sevk ettiler” şeklinde konuştu. 

Çocuklar hastaneye giderken bir hemşirenin kolunda iki bebek ve tek bir oksijen maskesiyle gönderildiğini ifade eden ikiz bebeklerin annesi,  “Yanımızda doktor yoktu annem, babam, hemşire ve şoför kullanımındaki özel ticari bir taksiyle hastaneye gittik. Prametüre yoğun bakım çocuk ünitesi bir tek Lefkoşa Devlet Hastanesi’nde var olduğunu öğrendik” diye konuştu.

Sağlık Bakanlığı’na da başvurduklarını ve özelden özele hasta naklinin gerçekleşmesinin de yasak olduğu bilgisini aldıklarını ifade eden anne Püsküllü, “Böyle bir durumda ne yapılması gerektiğini bizim değil, doktorun bilmesi gerekmektedir. Çocukların sağlığını en iyi doktorların düşünebileceği gerçeğinden yola çıkarak beni nereye götürdüklerini hiç sorgulamadım. Çocukların doğumdan hemen sonra solunum cihazına kuvöze girmesi gerektiği baştan da belliydi. Bunu en iyi doktorların bilmesi gerekiyordu bizim değil, doktorlara güvenemeyeceksek kime güveneceğiz?” ifadelerini kullandı. 

İkizlerin Güneş Doğum Kliniği’nden Lefkoşa Devlet Hastanesi’ne gidene kadar beyinlerinin oksijensiz kaldığını söyleyen anne Püsküllü, “Tek bir oksijen tüpü ve iki çocukla devlete sevk edildik. Bebekler yeterli oksijeni alamadı ve beyinlerinde hasarlar oluştu. Biri işitme engelli ve otistik diğeri ise Seplar Palsi tanısı ile ortepedik engelli şu anda yürüyemiyor” diye konuştu. İkizlerin şu anda içinde bulundukları kalıcı engelleri ve sağlık problemlerinin sebeplerinin beynin uzun süre ya aşırı oksijen ya da az oksijen alması nedeniyle meydana gelebileceği raporlarının da ellerinde olduğunu dile getiren anne Püsküllü, “Çocukların kalıtsal hasar almalarının nedenleri hakkında elimizde rapor var. Raporlarda ya çok oksijen ya da az oksijenden kaynaklı olabileceği üzerinde durdu doktorlar. Çok oksijen olması mümkün değildi çünkü 2 çocuğa bir oksijen tüpü verildi bize hastaneden çıktığımızda ve çocuklar morarmıştı” dedi. Çocukların 21 gün devlet hastanesinde küvezde kaldıktan sonra sağlıklı denilerek hastaneden taburcu edildiğini söyleyen anne Püsküllü, “Çocuklara ne olduysa bu dönemlerde oldu ancak hastaneden taburcu edilirken bizim kucağımıza sağlıklı ve hiçbir problemleri yok denilerek verildi” diye konuştu. Çocuklar büyümeye başladıktan sonra farklılıkları anlamaya başladıklarını söyleyen anne Püsküllü, “Biz çocuklar büyümeye başladıktan sonra fark etmeye başladık çocuklarda farklılıklar olduğunu, sağlıklı bir gelişim göstermediklerini. Gelişim süreçlerinde 2 çocuk olması nedeniyle de kıyaslama şansım oldu. Birinin yaptığını diğeri neden yapmıyor ya da bu gelişim sürecinde diğeri neden daha farklı gelişim gösteriyor diye mukayese yapma şansım da oldu” diye anlattı. 

Çocuklar için çalmadık kapı bırakmadıklarını da anlatan anne Püsküllü, “Kıbrıs’ta da birçok doktora gittik daha sonra Türkiye’ye gittik, orada da doktorlara gittik ve çocukların nörolojik kontrollerini yaptırdık. Tanıları orada kondu. Yapılan tahlil ve emarlar neticesinde, çocukların beyinlerinde yüksek olasılıkla oksijensizlikten kaynaklı olarak hasarlar tespit edildi.

İkizlerden işitme engelli ve otistik olan Halil’e biyonik kulak takıldığını ancak otistik olduğu için cevap alamadıklarını söyleyen acılı anne Püsküllü, “Halil otistik ve sinirli bir çocuk şu anda. 12 yaşına girdiler” dedi.

Çocukların 2004 yılında dünyaya geldiğini ancak öncelikleri çocukların sağlığı olduğu için olayın hukuksal boyutunun 2009 yılında başladığını söyleyen anne Püsküllü, “Çocukların tedavileriyle uğraştığımız için hukuksal boyutunu 2. Plana attık. Maddi manevi yıprandık çocukların peşinde koşmaktan eşim de ben de çalışamadık” ifadelerini kullandı.

2009 yılından bu yana devam eden hukuksal mücadelelerinin iptal edilmesi haberiyle sarsıldıklarını ifade eden anne Püsküllü, “Karşı taraf suçlamaları kabul etmiyor, duruşma başlandı ve yargıç bazı eksiklikler gördü ve tadilat edilmesi için zaman verildi eksikliklerin kapatılması için, dava bu aşamadayken şu anda davamız iptal edildi” dedi. Doktorların siyasi ve hukuksal anlamda bazı şahıslarla yakınlığı iddiasında da bulunan anne Püsküllü, “Doktorların olayın içerisinde olan karar mercii konumundaki ilgili şahıslarla yakın ve komşu olduklarını da duyduk. Ne derece yakınlıkları var bilemiyorum ama düşünmeden de edemiyorum” dedi.

Karşı tarafın davadan çekilmeleri için 100 bin TL para teklifinde de bulunduğunu iddia eden anne Püsküllü çıktıkları yoldan asla vazgeçmeyeceklerini söyleyerek şöyle konuştu: “Davadan vazgeçmemiz için para teklifinde bulunuldu. Gerekçeleri de bu olayın artık geriye dönüşü yok, olan oldu ama bari doktorların itibarı zedelenmesin oldu. Ortada gözle görülür bir mağduriyet var, kendileri de bunun yanlış olduğunu ve vicdanlarının rahatsız olduğunu ifade ediyorlar ama bile bile bu yanlışa devam ediyorlar ve olayın üstünü kapamaya çalışıyorlar, şu anda bu konu da oldu bittiye getirilmeye çalışılıyor. Bu doktorlar Hipokrat yemini etti ancak, sorumluluk almak istemiyorlar.”

Olayın hukuksal mücadelesini yıllardır sürdürdüklerine dikkat çeken anne Püsküllü, adli yıl tatili esnasında davanın gündemde olmamasına ve davaların görülmemesine rağmen davanın görüşülerek iptal edildiği haberini aldıklarını dile getirdi. Püsküllü,  dava sürecinde yaşananları şu şekilde özetledi;“Davada birtakım tadilatların yapılması ile ilgili bir istida vardı biz bundan vazgeçmiştik çünkü eksik bir şey yoktu dosyada. İstidadın geri çekilmesi için görevlendirdiğimiz arkadaş daha gidip bilgiyi vermeden, mahkeme hem istinadı hem de zamanı olmamasına rağmen davayı iptal etmiş. Dava dosyasını hazırlarken Türkiye’de çocukların tedavilerini yapan doktorla birlikte çalıştık. Karşı tarafın avukatları bazı yerlerin daha açık şekilde yazılmasını istedi ancak biz yaptığımız inceleme neticesinde buna gerek duymadık çünkü dosya yeterince açıktı. Dosyada bütün ayrıntıların detaylı bir şekilde yazılmasına rağmen buna gerek de yoktu.

Davanın gündemde olmaması ve adli tatilde takibinin yapılmadığı halde davanın gündeme alınarak iptal edildiğini öğrendik. Gerekli argumanlarla istinadı dosyaladık. Canlandırma istidası için gerekli girişimlerde bulunduk dava canlanıp kaldığı yerden devam edecek. Davada bir hayli yargıç değişikliğine uğradı.”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol